Evliya Çelebi gözünden İznik


Tarih kitaplarında veya eski şehir hikayelerinde ne zaman Evliya Çelebi’nin adı geçse, arkasından hemen muzip bir gülümsemeyle o meşhur cümle gelir: “Yahu, bizim Evliya da biraz abartır ama…”
Erzurum’da damdan dama atlarken havada donan kedilerden, binlerce yıllık kaleleri bir çırpıda kuran mitolojik devlere kadar Seyahatnâme’de okuduğumuz bazı hikâyeler, modern zihnimize birer “fantastik kurgu” gibi gelebilir. Ancak 1648 yılında yolu İznik’e düşen Evliya’nın satır aralarını dikkatli okuduğumuzda, karşımıza abartı sanatını kullanan ama gerçeği ıskalamayan muazzam bir tarihsel coğrafya uzmanı çıkıyor.
İşte Evliya Çelebi'nin o tatlı üslubunun altında saklanan sert, net ve eğlenceli 17. yüzyıl İznik gerçekleri:
1. Fantastik Bir Başlangıç: Nuh Tufanı'ndan Surlara
Evliya Çelebi şehre adım atar atmaz, kentin kökenini anlatırken hayal gücünün sınırlarını zorlar. Ona göre İznik Kalesi'nin ilk temellerini Nuh Peygamber’in oğlu Sam atmıştır! Tufandan sonra bu bölgenin havasını beğenip yerleşen Sam'dan sonra, "İznika" adlı bir kadın gelip şehri bugünkü devasa surlarıyla yeniden inşa etmiştir.
“İşte tam bir Evliya abartısı!” diyebilirsiniz. Ancak bu antropolojik veri, o dönem Osmanlı entelektüellerinin ve halkının, antik şehirlerin görkemini kutsal kitap anlatılarıyla anlamlandırma ve kentsel hafızayı kutsallaştırma çabasının harika bir kanıtıdır.
2. Surların Ölçüsü ve "Boşalan" Kuzey Aksı
Çelebi, İznik surlarının çevresini bizzat adımlayarak geometrisini "beşgen" olarak tanımlar. Dünyaya açılan dört ana kapıyı (İstanbul, Lefke, Yenişehir, Göl) listeler. Ancak burada çok kritik bir sosyo-mekânsal gözlem yapar: Şehir nüfusu tamamen güneydeki Yenişehir ve Lefke kapıları tarafına sıkışmıştır. Kuzeydeki İstanbulkapı yönü ise tamamen harabe halindedir ve evler terk edilmiştir.
Burada abartı yok, saf gerçek var! Modern tarihçiler Osmanlı tahrir defterlerini incelediklerinde, Celali İsyanları ve ekonomik krizler nedeniyle 16. yüzyıl sonundan itibaren İznik nüfusunun tarım arazilerine ve güvenli ticaret yollarına yakın olan güney aksına kaydığını, kuzeyin ise insansızlaştığını görmüşlerdir. Evliya, kentin sosyo-ekonomik çöküşünün röntgenini sur içi harabelerine bakarak çekmiştir.
3. Dünyada Dört, İznik’te "Beş Mevsim"!
Seyyahın en popüler "abartısı" şüphesiz İznik için kullandığı “Burada tam beş mevsim yaşanır!” ifadesidir. Dünyanın geri kalanı dört mevsimle idare ederken İznik'e iltimas geçilmesi ilk bakışta edebi bir şov gibi durur.
Oysa bu bir mikroklima (özel iklim) gerçeğidir. Arkasındaki dik dağlar ve önündeki devasa göl, İznik'i kışın sert soğuklarından korur. Evliya’nın “beşinci mevsim” dediği şey, toprağın kışın bile uykuya dalmaması, bir mahsulün hasadı biterken diğerinin hemen baş göstermesidir. Evliya, İstanbul’un meyve ve sebze ihtiyacını sırtlayan bu kesintisiz tarımsal bereketi okuyucunun zihnine kazımak için "beş mevsim" sloganını üreten bir pazarlama dehasıdır.
4. Rakamların Dili: 1.000 Hane ve "Alimler Şehri"
Evliya Çelebi, İznik’in kamusal bir envanterini çıkarır: Aktif yaşamın sürdüğü 18 mahalle, iki katlı ahşap ve bahçeli 1.000 adet ev (hane). Bu veri, o dönem ortalama hane nüfusuyla çarpıldığında kentin nüfusunun 5.000 civarında olduğunu gösterir ki bu da arşiv belgeleriyle birebir uyuşur.
Daha da önemlisi, bu nüfusa karşılık kentte 7 adet medrese ve 46 adet sıbyan mektebi olduğunu not eder. Bu oran, İznik'in Osmanlı entelektüel tarihindeki "Alimler/Bilginler Şehri" unvanını taşrada bile nasıl inatla koruduğunu gösteren muazzam bir tespittir. Çarşı içindeki kiliseden dönme Orhan Gazi Camii’nin (Ayasofya) geçirdiği yangın sonrası Mimar Sinan tarafından tamir edildiğini aktararak mimarlık tarihine de birinci elden kaynak sunar.
5. Sosyal Hayatın Nabzı: Esnaf, Hamamlar ve Tekkeler
Evliya sadece binaları saymaz; çarşının kokusunu ve şehrin sosyal ritmini de yazıya döker. Kentte 600 adet dükkan olduğunu belirterek buranın canlı bir yerel ticaret merkezi olduğunu belgeler. Esnafın ağırlıklı olarak tarım ürünleri ticareti ve el sanatlarıyla uğraştığını söyler.
Şehrin manevi ve sosyal temizlik haritasını ise şöyle çizer:
7 Adet Tekke: Kentin dini ve tasavvufi hayatının ne kadar canlı olduğunu, özellikle Eşrefoğlu Rumi ekolünün şehirdeki sosyo-kültürel ağırlığını gösterir.
2 Adet Çifte Hamam: Kadınlar ve erkekler için ayrı bölümleri olan bu Osmanlı hamamları, temizlik kültürünün ötesinde kentin en önemli sosyal sosyalleşme alanlarıdır. Evliya buradaki yıkanma kültürünü ve suyun bolluğunu da kendine has neşeli diliyle över.
7 Adet İmaret (Aşevi): Şehirdeki yoksulların, yolcuların ve medrese öğrencilerinin ücretsiz yemek yiyebildiği bu kurumların sayısı, İznik'teki vakıf sisteminin ve sosyal yardımlaşma ağının ne kadar tıkır tıkır işlediğini kanıtlar.
6. Acı Gerçek: Çöken Çini Sektörü
Evliya’nın abartmadığı, aksine kentin ekonomik çöküşünü belgelediği en hüzünlü veri çini sanayisiyle ilgilidir. 16. yüzyılda Osmanlı sarayını besleyen ve yüzlerce faal fırına sahip olan İznik’te, kendisinin geldiği 1648 yılında çini imalathanesi sayısının 9’a düştüğünü açıkça yazar. Bu dramatik düşüş, saray siparişlerinin azalması ve ham madde krizinin taşra endüstrisini nasıl vurduğunun en net tarihsel kanıtıdır.
Evet; Evliya Çelebi hikâyelerini süslemeyi, okuyucusunu eğlendirmeyi ve gezdiği yerleri devasa metaforlarla anlatmayı çok severdi. Ama satır aralarını okumayı bildiğinizde, onun aslında 17. yüzyıl Osmanlı taşrasının yapısal, çevresel ve sosyo-ekonomik röntgenini çeken en büyük saha araştırmacısı olduğunu anlarsınız. Halil İnalcık ve Oktay Aslanapa gibi dev tarihçilerin boşuna onun izini sürmediğini, İznik'in zeytin bahçeleri arasında gezerken çok daha iyi anlıyorsunuz.




Yorumlar